Mar
21

iZMiR

Yazar: Mehmet Atalay KOCAGÖZ | Kategori: SevgiLi GünLük

Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoÄŸusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuÅŸtu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipvlos (Yamanlar) Dağı’ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluÅŸtu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.

Åžimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü’nün İzmir Åžarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır. 1955′ten beri yoÄŸun gecekondu bölgesi olan bu çevrede İzmir’deki ilk yerleÅŸim yeri olarak tespit edilen ı İzmir Höyüğü bulunur. Buradaki ilk kazılarda Türk Tarih Kurumu ile Eski Eserler ve Müzeler GENEL Müdürlüğü”nün katkıları büyük olmuÅŸtur.

Batı Anadolu kıyılarındaki ilk yerleÅŸimler genelde ki bunlar Troya SavaÅŸlarını sonra kurulan Aiol, Ion ve Dor kökenlidir, küçük yarımadalar üzerinde kurulmuÅŸtur. Bunlar, Çandarlı, Foça, İzmir, Klazomenai, Miletos ve İasos gibi yerleÅŸimlerdir. Bunun nedeni yerleÅŸim yerlerini kuran ve oturan insanların daha çok Hellenli ve den olmalarıdır. Böylece yarımada yerleÅŸikleri hem iki limana sahiptiler, hem de kara denizden gelecek saldırılara karşı güvence içindeydiler. ElveriÅŸsiz havalarda limanlardan biri uygun olmadığı taktirde gemiciler diÄŸer limanı kullanma ÅŸansına sahiplerdi. Bayraklı Höyüğü körfezin kuzeydoÄŸu köşesinde, kuzeyine sarp kayalı Yamanlar Dağı’nı da alarak karadan gelecek saldırılara karşı rahat bir konumdaydı. Güneyi imbata açıktı. Eski İzmir yerleÅŸimi yaklaşık 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde ver aldı. M.Ö. 4. Yüzyılın ikinci yarısında büyük nüfus artışı yüzünden bugünkü Kadifekale eteklerine taşındı.

İZMİR SÖZÜNÜN KÖKENİ

İzmir kelimesi eski İon lehçesinde Smurne, Attika (Atina) lehçesinde ise Smryna diye yazılırdı. Bugünkü Hellenler bu kentin adını Smirni biçiminde telaffuz etmekte, Gerçi son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleÅŸimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir’den Efes’e giden bir kısım Amazon kraliçelerinin adını yerleÅŸtikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski Yunanistan’daki kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca deÄŸildir, Ege Bölgesindeki bir çok yerleÅŸim adı gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö 2, binin baÅŸlarına ait Kayseri Kültece yerleÅŸiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna’daki `ti’ bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kiÅŸi ya da bir yer adını belirtmektedir. Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente ‘Smurna’ demiÅŸlerdir. Kentin adı olasılıkla M.Ö. 300C ile M.Ö. 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu.

TARİH BOYUNCA İZMİR

TUNÇ ÇAĞI ( M.Ö. 3000-1050)

Eski İzmir’in yerleÅŸimi her ne kadar M.Ö. 3000 yılından çok daha geri uzanmaktaysa da yapılan en son kazılarda henüz M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidilmiÅŸtir. Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında ilk İzmir yerleÅŸikleri evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuÅŸlardır. Bu ilk yerleÅŸme Eski Tunç Çağı dönemine aittir. Bulunan çanak ve çömlekler Troya dönemi ve kültürüyle (M.Ö.3000-2500) benzerlikler göstermektedir. Birinci yerleÅŸim tabakasının üstünde Orta Tunç Çağı dönemi yer alıyordu. Burada bulunan keramik eserler Troya II kentinde ortaya konulan sanatsal eserlerle hemen hemen özdeÅŸtir (M.Ö. 2500-2000). Üçüncü yerleÅŸme katı Troya VI ve Hitit dönemi ile çaÄŸdaÅŸtır (M.Ö.1800-1ü50). Bu katta elde edilen büyük ve saÄŸlam bir vazo, Afyon ve UÅŸak kentlerinin güneyindeki Beyce Sultan kazılarında elde edilen kapların çeÅŸidindendir. Ayrıca birçok kap biçimi Orta Anadolu ile olduÄŸu ölçüde Troya VI kap kaçağı ile de benzerlikler taşımaktadır. Bundan baÅŸka yine Troya VI’da gün ışığına çıkan `Minyas’ tipi vazolar Bayraklı’da da ele geçmiÅŸ, bir de 4-5 Myken seramik parçasına rastlanmıştır. Açılan sondajlar küçük olduÄŸundan evler hakkında geniÅŸ bilgi elde edilememiÅŸtir. Tunç Çağı’nda İzmir `de yaÅŸayan yerli halkın dili konusunda herhangi bir fikir elde edilmesi mümkün olmamıştır. `Minyas’ türü keramiÄŸin ele geçmesi birçok Anadolu kentinde olduÄŸu gibi, burada da 2. Binde Akalılâra (Achaioi: Myken) ait bir ticaret kolonisinin bulunduÄŸuna iliÅŸkin ipuçları verebilir.

DEMİR ÇAĞI

Hititler Çağı’nda {M,Ö. 1800-1200) Anadolu’da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak M.Ö. 1200′lerde Troya Vll ve Hitit baÅŸkenti HattuÅŸaÅŸ’ın Balkanlardan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çaÄŸa, Demir Çağı’na girdi. Demir Çağı, Anadolu’da yazının yeniden kullanılması ile Fryg Krallığı’nda M.Ö.730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu’da ise M.Ö. 650 yıllarına kadar sürmüştür,

Kazılarda fazla miktarda çıkarılan keramik ürünlerden anlaşıldığına göre, Demir Çağı boyunca Eski İzmir’de Hellas’tan göç eden, Aiolller ve İonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaÅŸadığına dair herhangi bir bulguya ise rastlanmamıştır. Bayraklı Höyüğü’nün M.Ö. 1050 yıllarında kurulmaya baÅŸlayan yerleÅŸmesinin Hellas kökenli olduÄŸu anlaşılmaktadır.

400 yıl devam eden bu ilkel dönem boyunca başlıca beş yerleşme katı saptanmıştır. Bunlar :

I. Aiol yerleşmesi (M.Ö. 1050-M.Ö.1000)

II. Erken, Orta ve Geç Protogeometrik yerleşme (M.Ö. 1000-M.Ö. 875)

III. Erken ve Orta Geometrik yerleşme (M.Ö. 875- M.Ö. 750)

IV. Geç Geometrik yerleşme (M.Ö. 750-M.Ö. 675)

V. Subgeometrik yerleşme (M.Ö. 675-M.Ö. 650)

Söz konusu beş tabaka denizden 6,40 metre yükseklikte başlamakta ve 9,50 metrede son bularak 3 metre kalınlığında bir tabaka oluşturmaktadır. Kazılarda elde edilen Aiol keramiği Submyken orijinlidir. Protogeometrik ve Geometrik stildeki kap-kaçak ise genelde Attika vazoculuğunun bir devamıdır diyebiliriz.

Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluÅŸmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900′e tarihlenmektedir. İyi korunmuÅŸ halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m.) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı. Erken Geometrik dönemden itibaren (M.Ö. 875′ler) bu tek odalı evler at nalı biçimli bir avlunun üç bir yanını çevirmekte idiler.

Eski İzmir’liler kentlerini M.Ö. 850′lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya baÅŸladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir’in bir kent devlet kimliÄŸi kazanmış olduÄŸu söylenebilir. Kenti ‘Basileus’ adı verilen bir beyin idare ettiÄŸi olasıdır. Göçleri gerçekleÅŸtirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluÅŸturuyordu. Kent duvarları içinde yaÅŸayan nüfus olasılıkla bin kiÅŸi civarındaydı. Geç Geometrik ve Subgeometrik seramikle açıklanan dönemde (M.Ö.750-650) ise yarımadanın nüfusu daha kalabalık olup belki de 1500 kiÅŸiyi aşıyordu. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çaÄŸdaki Eski İzmir’in tarlaları, zeytin aÄŸaçları, baÄŸları, çömlekçi ve taşçı iÅŸlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla saÄŸlanıyordu.

Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze deÄŸin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir. Daha önceki dört dönemde (M.Ö. 1050- 750), büyük bit olasılıkla yine Tanrıça Athena’ya tapınılıyordu, ancak o tarihlerde kadın tanrıçanın heykeli herhalde küçük bir niÅŸ (naiskos) içinde bulunuyordu. BilindiÄŸi gibi Homeros’un destanı İlias, Aiol ve İon lehçelerinin karışık olduÄŸu bir dille yazılmıştır. Bu nedenle dünya tarihinin bu çok önemli destansı yapıtı büyük olasılıkla bu iki lehçenin konuÅŸulduÄŸu sınır bölgesi olan İzmir’de oluÅŸturulmuÅŸtur. Nitekim Hellenistik dönem İzmirlileri Homeros için ‘Homeraion’ adlı bir yapı inÅŸa etmiÅŸlerdir.

PARLAK DÖNEM (M.Ö. 650-545)

Eski İzmir’in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İon uygarlığının en güçlü dönemini oluÅŸturur. Bu dönemde Miletos’un liderliÄŸinde Mısır’da, Suriye ve Lübnan’ın Batı kıyılarında, Propontis’te (Marmara Bölgesi), Pontus’ta (Karadeniz) koloniler kurulur ve DoÄŸu Hellen dünyası kıta Yunanistan ile rekabet ederek birçok alanda ve konuda onun yerini almaya baÅŸlamıştır. Bu dönemde İzmir’in tarımcılıkla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduÄŸunu görmekteyiz. Bu dönem katlarında bulunan Fenike kökenli eserler, Kıbrıs kökenli heykel ve heykelcikler, Ön Asya ya da Akdeniz orijinli fayans figürcükler bu uluslararası ticaretin günümüze kalmış eserleridir.

Parlak dönemin İzmir’deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650′den beri yazının yaygınlaÅŸmaya baÅŸlamasıdır. Kadın tanrıça Athena’ya sunulan armaÄŸanların birçoÄŸunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kent halkının sayısı fazla olmasa da bir bölümü okuryazardır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), DoÄŸu Hellen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun baÅŸlıkları ÅŸu ana kadar İzmir’de bulunmuÅŸtur. Samos, Miletos, Ephesos, Erythrai ve Phokaia’da çıkarılan sütun baÅŸlıkları M.Ö. 6. Yüzyılın ikinci yarısından (M.Ö. 575-550) tarihinden önce deÄŸildir. Helken sanatının en özgün mimarlık öğeleri olan Aiol ve İon türü baÅŸlıklar ile İon ve Lesbos biçimi kymationlar (yaprak ya da yumurta ÅŸekilli mimarlık süslemesi) doÄŸuÅŸlarını Eski Izmir de gün ışığına çıkan ve büyük ölçüde Anadolu Hitit sanatından esinlenmiÅŸ olan bu baÅŸlıklara borçludurlar

Hellen Dünyasının çok odalı ev tipinin en eski örneÄŸi Eski İzmir de bulunmuÅŸtur. Gerçekten M.Ö. 7. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan iki katlı, beÅŸ odalı, ön avlulu çifte megaron, Hellenlerin bugün için bilinen, bir çatı altındaki en eski çok odalı evdir. Ondan önceki Yunan evleri yan yana dizilmiÅŸ megaronlardan oluÅŸuyordu. Eski İzmir’in cadde ve sokakları daha 7. yy’ın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doÄŸudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu .

İlerde M.Ö.5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın doÄŸuda çoktan biliniyordu. Bayraklı ÅŸehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneÄŸidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir’de gün ışığına çıkarılmıştır.

Hellen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir’de 7. Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taÅŸ çeÅŸmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos tümülüsünün mezar odası adı geçen çeÅŸmenin planında idi ve onun gibi Isopata tipi adını taşıyan yapı türünde idi, yani planı dörtgendi ve üstü bindirme tekniÄŸindeki bir tonozla örtülü bulunuyordu. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser Eski İzmir’de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tyranın mezarı olmalıdır.

Eski İzmir’de, çömlekçi iÅŸlikleri, arkeoloji literatüründe ” Oryantalizan” ya da “Friz Stili” adı ile anılan seramik türünün güzel örneklerini üretiyor, taşçı ustaları mimarlık eserlerinden baÅŸka anıtsal boyda heykeller ve heykelcikler yontuyor ve bütün bu sanat yaratılarının bir bölümü dış pazarlara sürülüyordu.

BilindiÄŸi gibi M.Ö. 6. Yüzyılın ilk yarısında o zamanki antik dünyanın kültür merkezi Batı Anadolu idi. Özellikle Miletos’a tarihte ilk defa batıl inançlardan ve her çeÅŸit din etkisinden kurtulmuÅŸ, özgür düşünceye dayalı bilimsel araÅŸtırmalar baÅŸlamıştı. DoÄŸu dünyasının zengin bilgi ve deneyim hazinelerinden yararlanarak ve özellikle özgür düşünce yöntemiyle Thales, Anaximenes ve Anaximandros gibi `doÄŸa filozofları’ bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardı. Thales dünyada ilk defa bir doÄŸa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneÅŸ tutulmasını oluÅŸundan önce hesaplamıştır. Böylece kültür ve bilim alanında tarihin baÅŸlangıcından beri 2500 yıl boyunca Mezopotamya ve Mısır’ın elinde olan önderlik, Batı Anadolu’ya geçmiÅŸtir. Batı Anadolu bu önderliÄŸini İranlıların Anadolu’yu iÅŸgal ettikleri 545 yılına deÄŸin korumuÅŸtur. Ancak İran iÅŸgali ile filozoflar, bilim adamları ve sanatçılar Atina’ya göç edince kültür ve ilim alanındaki önderlik Atina’ya geçmiÅŸtir.

Miletos, Ephesos, Samos gibi izmir de 6. Yüzyılın baÅŸlarında büyük olasılıkla düşünce ve bilim alanında önde gelen kentlerden biriydi. Ancak Eski İzmir M.Ö. 640-545 tarihlerinde döneminin en ileri kültür merkezlerinden biri olduÄŸu halde daha sonraları önemini yitirdiÄŸi için, çalışmalarda eskisi hızını kaybetmiÅŸti. Eski İzmir’in edebiyat,ÅŸiir,tarih,felsefe ve bilim konularında ne düzeyde olduÄŸu hakkında yeterli bilgi mevcut deÄŸildir. Mimarlık konusunda ise önemli bir merkezdi.

ESKİ İZMİR’ İN LYDIA KRALI ALYATTES VE PERSLERCE ALINIÅžI

Herodotos, Eski İzmir’i Lydia kralı Alyattes’in aldığından bahseder. Kazılarda da bu olay M.Ö. 500 sıralarına tarihlenir. Kent ve Athena tapınağı tahrip olsa da İzmirliler M.Ö. 590 yıllarında tapınağı tekrar inÅŸa ederler.

Daha sonra Persler tarafından 6. Yüzyılın ortalarında ele geçirilen kent. Bu olayla birlikte parlak devrini tamamlamıştır. Bu tarihten sonra Athena tapınağına hediye edilmiş hiçbir armağan bulunamaması da bu tahribatın önemli göstergelerinden birisidir.

GERİLEME DÖNEMİ (M.Ö. 500-300)

HELLENİSTİK DÖNEM’DE VE ROMA ÇAÄžI’NDA İZMIR (M.Ö. 333-M.S. 395)

Athena Tapınağı M.Ö. 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir.

M.Ö. 5. yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleÅŸmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M.Ö. 5. yüzyılın sonunda ve özellikle 4. yüzyıl süresince yoÄŸun bir iskana sahne olmuÅŸtur. Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diÄŸeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa’da olduÄŸu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir. Nitekim Yamanlar Dağı’nda hala kısmen korunmuÅŸ olan ve önemli kiÅŸilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4. yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir.

Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden baÅŸka birçoÄŸu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuÅŸtur. Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4. yy. boyunca evlerle kaplı olduÄŸu söylenebilir. Öyle anlaşılıyor ki Anadolu’daki Pers iÅŸgali 4. yüzyılda gücünü yitirmiÅŸ ve İon kentlerinin büyümesine neden olmuÅŸtur. Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü,İzmirlilere küçük geldiÄŸinden M.Ö. 300 tarihlerinde Pagos eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuÅŸtur.

Büyük İskender’in İssus’ta Dareios’u yenmesinden (M.Ö. 333) ve arkasından bütün doÄŸuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına eriÅŸti. Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu. Hellenistik Dönem’de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriÅŸtiler. Küçük bir tepeciÄŸin üzerinde kurulmuÅŸ olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kiÅŸi yaÅŸayabiliyordu. Bu nedenle en geç M.Ö. 300 sıralarında Kadifekale’nin eteklerinde, yeni büyük bir kent kuruldu.

Tarihçi Strabon, Smyrna’nın kendi zamanında yani M.Ö. 1. yüzyıla geçiÅŸ sırasında en güzel İon kenti olduÄŸunu belirtmektedir. O dönemde kentin küçük bir bölümü Pagos’un üzerindeydi. Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı. Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu. Caddeler düzdü ve tamamı büyük taÅŸlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı. Aristeides, kentin doÄŸu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduÄŸunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediÄŸini anlatmaktadır. Strabon İzmir’de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev). Bu evin içinde Homeros’un bir heykeli bulunuyordu.

Roma Çağı’nda İzmir’de inÅŸa edilen yapılar arasında, Pagos dağının kuzeybatı eteÄŸinde olan tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. DiÄŸer taraftan Devlet Agorası ise oldukça iyi korunmuÅŸtur. Agoranın ölçüsü 120×80 metre uzunluÄŸunda geniÅŸ bir avlusu vardı. DoÄŸusunda ve batısında birer stoası vardı. Her iki yapı 1 7,5 m. olup ikiÅŸer katlıydı. Ayrıca 28 m. uzunlukta bir bazilika da mevcuttu. M.Ö. 1. Yüzyılda Romalıların egemenliÄŸine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaÅŸamaya baÅŸlar.

İncil’de sözü edilen “Yedi Kilise”den bir tanesinin bulunduÄŸu Smyrna Hıristiyanlığın geliÅŸmesinde önemli bir rol oynar. İzmir’in ilk baÅŸpiskoposu olan St.Polycarp havari ve İncil yazarı St. John’un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu’da doÄŸmuÅŸtur. St. Polycarp inancından ötürü 23 Åžubat 155 tarihinde, İzmir Akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiÅŸtir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluÄŸu ikiye bölününce, İzmir Bizans olarak bilinen DoÄŸu Roma İmparatorluÄŸunun bir parçası olur. Bizans döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar. Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul’a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar. Türkler İzmir’i ilk kez 11. Yüzyıl sonlarında KutalmışoÄŸlu Süleyman Åžah komutasında ele geçirirler. Daha sonra Cenevizliler kenti Aydın Emir’i Umur Bey ele geçirinceye kadar kontrollerinde tutarlar. 1344 yılında Cenevizliler St. Peter Kalesini tekrar ele geçirirler. Cenevizliler aÅŸağı kenti kontrollerinde tutarken Umur Bey yukarı kenti kontrolünde tutar.14.yüzyılın ortalarında kale ve aÅŸağı ÅŸehir Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir. 15. yüzyılın başında MoÄŸollar kenti istila edip, St.Peter Kalesini yerle bir eder.1422 yılında II. Murat kenti zapteder ve İzmir Osmanlı İmparatorluÄŸunun bir parçası olur. Osmanlı İmparatorluÄŸunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı haklardan sonra İzmir İmparatorluÄŸun en önemli ticaret merkezlerinden biri olur. 18. ve 19. yüzyıllarda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir. Osmanlı İmparatorluÄŸunda çok uluslu bir ticaret ÅŸehri olan İzmir I. Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919′da Yunan ordusu tarafından iÅŸgal edilir. Bu iÅŸgal 9 Eylül 1922 yılında sona erer. Ancak, İzmir 13 Eylül sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaÅŸamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde baÅŸlayan yangın 2.600.000metrekarelik bir alanda 20.000′den fazla ev ve iÅŸyerini tahrip eder. Bu yangın ne yazık ki kentin dörtte üçünü tahrip etmiÅŸtir. Fakat yeni kurulan Türk Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuÅŸu gibi kendi külleri içinden yeniden doÄŸar.

Daha Ayrıntılı Bilgi için : http://www.izmir.gen.tr/Html.aspx?id=1 ve http://www.izmir.gen.tr  adresini ziyaret edebiLirsiniz…

Social Bookmarking